a

Facebook

Twitter

Copyright 2024 Zigana Köyü.
Tüm Hakları Saklıdır. by ZiganaWEB

8:00 - 19:00

Our Opening Hours Mon. - Fri.

975.789.098

Call Us For Free Consultation

Facebook

Twitter

Search
Menu
 

Zigana, Limni Gölü ve Tarihi İpek Yolu Gezisi

Zigana Köyü Derneği > Gezi Notları  > Zigana, Limni Gölü ve Tarihi İpek Yolu Gezisi

Zigana, Limni Gölü ve Tarihi İpek Yolu Gezisi

Değerli Doğa Dostu, doğasever arkadaşlar bugün Zigana Yaylalarının temiz havasını solumak, Limni Gölünün serinliğini hissetmek, Tarihi İpek Yolu güzergâhında günümüz gezginleri olmaya karar verdik.

Kısaca muhteşem doğasıyla kültürüyle iç içe olmak için Hayden arkadaşlar Zigana’ya, hayden arkadaşlar Limni Gölüne diyerek 23.10.2011 Pazar günü oldukça kalabalık bir gezi gurubumuzla Trabzon’dan ayrıldık.

Önceki sene de günübirlik bir gezi düzenlediğimiz bu 1700 rakımlı Saranoy Yaylasında bulunan Zigana Limni gölüne geldiğimizde saat yaklaşık olarak 10.30 civarı idi.

İşletmesinin özel sektörce yapıldığı bu göl kenarında yürüyüş parkuru, çocuklar için oyun parkı, kaydırak salıncaklar yapılmış olup, oturma banklarının da çevreyle bütünleşmesi düşünülerek ahşaptan yapılmıştır.

Kısaca bir önceki gezimize göre daha bakımlı daha temiz, derli toplu haliyle bulduğumuz bu göle gelen ziyaretçilerden cüzi bir miktarda giriş ücreti alınmakta, verdiği hizmetleri göz önüne alırsak bizlerden bu gün geçer puan almış bulunmaktadır.

Evet, gölü baştan aşağı birkaç kez yürüyüp ara, ara hoplayıp, ara ara zıplayarak, salıncaklarda çocuklar gibi salınıp günün tadını çıkarmaya başladım. Diğer arkadaşların bir kısmı ise karşı tarafta bu manzaranın fotoğraflarını çekerken bir kısmı da mavi, mavi dumanları tüten ateşin yanında Zigana yaylaları, dağları, göl ve çevresi hakkında verdiği bilgileri dinlemek üzere Coşkun hocamızın etrafını sarmış bulunmaktaydılar..

Her mevsimde kendine has güzelliği ile bu günde bambaşka bir görüntüye bürünmüş olan bu gölün kenarlarında yürümeye başladık. Karşımızdaki çam ağaçlarının arasından şırıl, şırıl akan suyun göle düşerek çıkardığı ses, hafifçe sisli puslu bu havada göle akseden yansımasıyla birlikte oluşan manzara şehrin ses gürültüsünü ve stresini bir anda üzerimizden atarak, oksijeni bol olan temiz havasıyla da bizlere bir canlılık ve zindelik hissi vermekteydi.

İşin doğrusu önceleri bu geziler nedeni ile“ başka işin yok mu “diye beni eleştiren yargılayan yakın çevrem eli kalem kitap tutanlar dahi şimdi sözbirliği etmişçesine bu hafta sunu nerelerdeydin diye merak ve hevesle sormaya başladılar.

Tabii bunun nedeni son zamanlarda sayıları hızla artan günübirlik doğa gezi turları ile doğa yürüyüşlerinin insanın vücut ve ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkilerinin işin uzmanı kişiler tarafından topluma anlatılıp onları teşvik etmeleriydi.

Hoşça vakit geçirdiğimiz Zigana Dağının güney eteklerinde, etrafı çam ormanlarıyla kaplı şirin küçük bir göl olan Limni Gölü’nden ayrılma zamanı gelmişti.

Nihayet gezi ve yürüyüş programımıza uygun olarak iki gruba ayrılarak bir gurubumuz aracımızla yukarı çıkmak üzere burada kalmaya karar verdi. Diğer gurubumuzla beraber bende göl manzarasını kuş bakışı seyredebilmek gibi bir ödüle ortak olmak için zirvede bulunan dağ tesislerine doğru yaklaşık 5-6 km’lik bir yolu yürümeye daha doğrusu ara, ara tırmanmaya başladık.

Yabani meyve ağaçları ve çiçekleri ile oldukça zengin bir bitki örtüsüne sahip olan bu vadide, ara sıra terk edilmiş yayla evlerine, mezire’ leri, eski taş köprüleri ile tarihi İpek yollarının geçtiği güzergâha sahip olan bu Zigana dağ ve yayla yolunda aheste, aheste ilerlememize devam ediyoruz.

Bütün gününü masa başında veya bilgisayar ekranı karşısında çalışarak geçirenlere önerim, bu eşsiz doğa güzelliklerini, özelliklerini okuyarak, fotoğraflarını görerek bir sonuca varılmaz.

Bu hissi hissetmek, yaşamak lazım buda ancak doğayı yakından tanımak ona dokunmak, doğa dostu ve arkadaşı olmak için hafif tempolu insanı yormayan, amacı belli olan sportif doğa yürüyüşleriyle (Trekking )olur. Bu sayede buradaki doğal hayatın bir parçası olma ayrıcalığını da ancak yakından tanıyıp görmekle hissedilir.

Bu gezi ve yürüyüşlerimiz basit bir bakış açısıyla göründüğü gibi öyle sıradan bir gezi, sıradan bir yürüyüş olmadığı, gibi bizlere bir miras veya bir emanet olarak kalan bu vatan topraklarımızda bulunan doğayı ve tarihi eserleri gelecek kuşaklara sahiplenip koruyarak devretmek gibi bir misyon biz doğa severlerin öncelikli hedeflerinden biri olmalıdır. İşte böyle duygu ve düşüncelerin bir sonucu olarak şu an Limni Gölü’nden100-150 metre uzaklıkta bulunan ve ziyarete gelen ziyaretçilerin uğrak yeri olan Saranoy Yaylasında bulunan ancak içme fırsatını bulamadığımız Maden suyunun yanından geçerek yukarılara doğru yürüyüşümüze aheste bir tempoda devam ettik..

Gezi gurubumuza yeni katılan arkadaşlarla birlikte aştığımız bir dağ ve ardından görülen diğer bir tepe bizlere zirveye yaklaştığımızı hissettirmekteydi.

Bu gezide tanışma fırsatını bulduğumuz Muharrem Bey hocamız maşallah dinç, zinde, yorulmak bilmeyen görüntüsüyle doğa yürüyüşlerinin önemli bir malzemesi olan elindeki baton’ların katkısıyla da olacak ki bizlere bayağı bir fark atmaktadır. Kulakları çınlasın şu an gezi gurubumuzda bulunmayan ancak diğer gezilerde izci başı gibi en önde yürüyen Eftal abimizi bile eminim ki geride bırakırdı.

Kısa bir mola verdiğimiz bu tepede aşağılarda yemyeşil çam ağaçlarının arasından gümüş gibi parıldayan Limni Gölü’nü kuş bakışı görmemizle kalmayıp, vadiyi ve taaa aşağılarda bıraktığımız ve ilk ziyaret ettiğimiz Eski Hanlar mevkiinde harabe halde bulunan Zigana Kervansaray ve kalesini gözlemlemeye başladık.

Bu kervansaray Zigana Gümüşhane Trabzon hattında bulunup o dönemler yerleşme ve sığınma merkezi olmasından öte askerî bir mekân yeri olup, Van Beylerbeyi Hüsrev Paşa tarafından yaptırıldığı bilinmektedir.

Bulunduğumuz bu hâkim tepeden çevrenin fotoğraflarını çekip bir müddet daha dinlendikten sonra tekrar stabilize yoldan yavaş, yavaş yüksek tepelere doğru ilerlememize devam ettik.

– İşte, karşımızda yolun solundan çıkacağımız tepe adını sıklıkla duyduğumuz Tarihi İpek Yolu güzergâhının bir kısmıdır diyen Coşkun hocamız bilgilerini yol boyu bizlerle paylaşmaya devam ediyordu.

Orta Asya’dan Avrupa’ya genellikle kumaş, ipek ve baharat ticaretinin insan, at ve deve kervanlarıyla taşımaları sonucu oluşan ticaret yollarının bir kısmının da şu an bulunduğumuz Zigana güzergâhından yapılmış olması, ayrıca Marco Polo ve ünlü gezginimiz Evliya Çelebi’nin de bu yolu kullanmaları buraya ayrı bir değer farklı bir anlam yüklemektedir.

Bizde tam burada sırtımızda taşıdığımız sırt çantalarının içinde değerli ipek kumaş, baharat yükü olmasa da bir kervan vari bu tepeyi dikkatlice tek sıra halinde adııım, adııım gözlemleyip inceleyerek tarihe ismimizi yazdırmak üzere bu yolda ilerlememize devam ediyoruz.

Dikkatlice diyorum çünkü bu tepelerde ilerleyen kervanlar ne denli fırtınalara tutulmuş, ne denli kar tipilerine yakalanmışlar, o zifiri karanlık gecelerde nice vahşi hayvanlarla mücadele etmişler, hayal bile etmesi ürkütücü masalların ötesindedir.

Öyle ki 700-800 deve ve katırlardan oluşan kervandan ha keza bir deve, yüksekliği adam boyu olan karda yuvarlansa müteakip kervanın diğer develeri de, taşıyıcılarıyla birlikte peşlerinden aşağılara doğru adeta uçarcasına üst üste yuvarlanırlarmış.

Ne yapacak kervancı başı tabii ki yapacak bir şey yok. Kendisi hayatta kaldıysa ne ala, oda karların erimesini baharın gelmesini bekleyecek toplayacağı adamlarla artık geride kalan eşyaları kurtarmaktan başka yapacak bir şeyi yok.

Haa.. bunlar yetmezmiş gibi öykü ve hikâyelerini duyduğumuz birde eşkıyaların yaptığı ani baskınlar, talanlar ve yağmalama olayları bu da ayrı bir dert üstelik mal derdi bir yana, can korkusu bir yana gel de çık işin içinden.

Bence bu kadar zahmetten sonra bunların ne kumaşlarından elbise yapılır, nede baharatlarından turşu kurulur. İşte böyle, bugün bile söylenen çeşitli ağıtlar, türküler anlatılan öyküler bu hengâmenin efsanevi birer ürünleridir adeta.

Tabii efsane olurda bu dağlar için olmaz mı“ Zigana Dağları Efsanesi “yakın tarihimize kadar bölgede ticaret yapan Rumlar da bu çeşitli badirelerle dolu zahmetli yolculuktan nasiplerini almış olacaklar ki bu durumu anlatmak için“ Zigana’da Hayatta Kalmaya Bak (Si Zigana Ke Zison) “diyerek birbirlerini uyarmaları boşuna değilmiş.

Ünlü Şairimiz Abdurrahim Karakoç’un Hancı adlı şiirinden bir dörtlük de adeta bu yollar için yazılmış söylenmiş gibi.

Yollar kıvrım kıvrım, dağlar sıralı,
Düşünürüm, yollar beni yoralı.
Kaç ceylan iniyor böğrü yaralı,
Her gecenin seher vakti bu yola?

Bu arada aştığımız tepeyi dönerken hemen arkasında kuzey sırtlarından çevreye yayılan yoğun sis bulutu o soğuk serinliği ile bir anda bizleri de sarıyor.

Artık ara, ara 20 metreye düşen görüş mesafemizde manzara olarak sisler arasından tepeleri görülen tek, tük çam ağaçlarını, bulutlar içinde kaybolmuş gibi duran sivri tepeleri izleyerek bayır aşağı inmeye başladık.

Bir zamanlar Trabzon Gümüşhane karayolunun bu geçitteki en yüksek noktası ve ekonomik anlamda oldukça hareketli olan, yeme içme ve barınma hizmetlerinin verildiği Zigana Dağ Tesislerine doğru yaklaşmış bulunmaktayız.

Zigana Dağ Tesislerine varıp ta eski karakolun karşısında bulunan Lütfü dayının meşhur kasap dükkânından içeri girmemekte olmaz tabii.

Aşağıda Limni Gölünde kalan diğer arkadaşlar da araçla bizden önce gelmiş yemekten sonra sıcaktan kenarları kızaran sobanın yanında koyu bir muhabbete tutulmuşlardı. Havanın serinliği ve içimize çektiğimiz dağ havasından olacak ki bayağı acıkmışız, mangalda pişen etler de adeta iştahımızı kabarttı. Bizlerde siparişimizi verip iştahla karnımızı doyurduktan sonra üzerine de içtiğimiz çaylarda pek sardı doğrusu.

Onsekiz kişilik gezi ve yürüyüş ekibimize bakıyorum. Saatlerce yürüyüş ve bir o kadar da dağ, tepe aşarak geldiğimiz bu mekânda yüzlerde asık bir sima yok. Herkes neşeli, mutlu, coşkulu sohbetin biri bitmeden diğeri başlıyor kısaca herkes çok önemliymiş gibi bir şeyler anlatıyor, bir şeyler tarif ediyorlar.

Bu tablo sadece burada değil katıldığımız bunca gezide ortak payda, ortak özellik, ortak tema. Mutlu, neşeli yüzler, gülen gözler ve hoşsohbet sözler.

Bu insanları bu denli mutlu ve neşeli kılan neydi. Evet, bunun cevabı sanırım teknolojik ürünlerin zirve yaptığı bu çağda şehir hayatı, iş stresi, ses kirliliği gibi faktörlerin etkisiyle farkında olmadan, hatta taşıdığı değerleri dahi unutan insanların bu doğa yürüyüşlerinde içlerinde var olan asıl duygunun mutluluğun, kendine olan özgüvenlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamasıydı. Diyebilirim.

Kısaca yol güzergâhında Limni Gölü ile ilgili yönlendirici tabelaların yeterince bulunmamasına rağmen bu yaylada çam ağaçları arasında kendisini saklayarak bu güne kadar gelen bu doğanın gezilip görülmesini tüm doğa severlere tavsiye ederim. Tabii ki böyle bir gurupla bu geziye katılan arkadaşlarda eminim ki en az benim kadar şanslı ve mutlu olmuşlardır.

Bu gezide Emeği geçen arkadaşlara teşekkür eder, diğer gezilerde buluşmak üzere hoşça kalın.

Gezi ile ilgili fotoğraflar;

https://picasaweb.google.com/meydanf/

Fuat Meydan

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.